Votre recherche

Type de ressource

Résultats 6 212 ressources

  • İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909) İlk Harici Devlet: Rüstemî'ler (60-2971777-909)

  • Sâlim b. Zekvân, Hicri birinci asırda yaşamış Harici/İbâdi düşüncenin önemli şahsiyetlerinden biridir. es-Sîre adlı eserinde önemli Harici/İbâdi fikirleri ortaya koymuştur. Salim eserinde, döneminin önemli olaylarını ele almıştır. Hz. Osman ve Hz. Ali'nin siyasi, sosyal ve hukuki kararlarına ağır eleştirilerde bulunmuştur. Hariciliğin iman anlayışı, ilk dönem siyasi, sosyal ve kültürel olaylar çerçevesinde şekillenmiştir. Hariciler imanı; söz, ikrar ve eylem olarak ifade etmiştir. Toplumda gelişen, siyasi ve hukuki olayları iman bağlamında değerlendirmişlerdir. Hz. Osman dönemi ile başlayan iman-siyaset ilişkisi, hariciler ile zirveye çıkmıştır. İman; mutlak, sonsuz ve kutsal olanı samimi olarak kabul, biliş ve tasdiktir. Bu kabul ve tasdik; olumlu, anlamlı ve sorumlu bir ahlakı/davranışı doğurur. Doğru bir iman, beşeri olan tüm subjektif kaygı ve çıkarların ürünü olan imandan farklıdır.

  • Zamanının siyasî olayları neticesinde ortaya çıkan Hariciliğin bir kolu olan İbâziyye, tevhîd ve mürtekib-i kebîrenin isimlendirilmesi başta olmak üzere belli başlı itikâdî görüşlerle diğer Haricî fırkalardan farklılaşarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiş bir kelâm fırkasıdır. İbâzî kelâmcılar Müslümanlar arasında inanç esaslarıyla ilgili ihtilafa neden olduğunu düşündükleri problemleri genellikle dokuz başlık altında zikretmişlerdir ve bunları temel inanç esaslarından saymışlardır. Çalışmamızda İbâziyye’nin temel inanç esasları arasında saydığı tevhîd, kader, adâlet, el-va’d ve’l-vaîd, el-menziletu beyne’l-menzileteyn, lâ menziletu beyne’l-menzileteyn, el-emr ve’n-nehy, el-velâyet ve’l-beraat, el-esmâ ve’l-ahkâm meseleleri konu edinilecektir. Bu çalışmada amacımız İbâzîler tarafından dokuz temel inanç esası olarak da kabul edilen el-usûlu’t-tis’a’yı bir arada sunmaktır. Çalışmamız ayrıca İbâziyye’nin bu ilkeleri ile Mu’tezile’nin el-usûlu’l-hamsesini karşılaştırıp benzerlik ve farklılıklarını tespit etmeyi ve bunun neticesinde İbâziyye’nin özgünlüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, ilk teşekkül eden kelâm ekollerinden İbâziyye’nin temel inanç esaslarının diğer kelâm ekollerin görüşleriyle mukayeseli bir şekilde ele alınması, İbâziyye’nin daha yakından tanınmasına ve yeni değerlendirmelerin yapılmasına imkân sunacağını umuyoruz. Çalışmada İbâziyye’nin insanın bireysel ve toplumsal sorumlulukları meselesini sorun edindiği, tevhîd, adâlet ve insan fiilleriyle bağlantılı olarak Allah-insan ve insan-insan ilişkisi konularında özgün görüşlere sahip olduğu sonucuna ulaştık.

  • Ortadoğu’yu saran şiddet sarmalının uluslararası boyut kazanması ile birlikte köktenci/fundamentalist hareketlerle ilgili yazılar daha çok görünür olmaya başladı. Şiddeti yöntem olarak benimseyen köktenci grupların Neo Hariciler olarak tarif edilmesi ve İbâzîlerin Harici bir fırka olarak ele alınması köktenci hareketler ile İbâzîliği Haricilik ortak noktasında birleştirmektedir. Buradan hareketle bu makalede İbâziyye’nin şiddeti yöntem olarak benimseyen köktenci hareketlere rol model olma potansiyeli ele alınacaktır. Makalede öncelikle fundamentalizmin gelişimi kısaca değerlendirilmiş akabinde mezhepler tarihi kaynaklarında Havâric adı verilen fırkanın ele alınışındaki yöntem sorunlarına vurgu yapılarak son bölümde İbâziyye’nin köktenci potansiyeli tartışılmıştır. Makalenin sınırları tarihi bir dönemden ziyade kökleşmiş kanaatlerin eleştirisi ile sınırlıdır. Sonuç olarak İbâziyye’nin mazide şiddeti yöntem olarak benimseyen Hâricî gruplardan farklı olduğu ve güncel köktenci hareketler ile düşünce ve eylem planında bir yakınlığının olmadığı tespit edilmiştir.

  • In this work is discussed imamet in İbadiyye sect.

  • In this article is discussed interaction of Mutezile and Ibaziye sects in İslam.

  • In this article, the subject of Ibadiyye in opposition sources will be discussed. The objections of the ibadis have not been sufficiently taken into account by the dominant paradigm. Political powers use the basic dynamics of society in their own interests in order to legitimize the actions they engage in. This approach is an official history view. Opposing / opposing history takes place against official history. For this reason, in order to reach the correct results while evaluating the historical events, the official history as well as the oppositional history should be taken into consideration.

  • This work deals with ru'yetullah in İbadiyye Sect that is applied in Umman now.

  • Teşekkülü hicrî birinci asra denk gelen İbâzıyye mezhebi, fıkhî bir mezhep vasfından ziyade daha çok siyasi bir fırka olarak şöhret bulmuştur. Böyle bir anlaşılmaya maruz kalmasının altında selef olarak gördükleri bazı şahsiyetlerin Hâricîlerle iltisakları yatmaktadır. Bu durum İbâzıyye’nin fıkhî bir mezhep olarak bilinmesinin önüne geçmiştir. Bundan ötürü İbâzıyye daha çok mezhepler tarihi ve itikâdî görüşlerinden ötürü kelâm alanında çalışılmıştır. Bu yönelim mezhebin fıkhî yönünün ihmal edilmesine sebep olmuştur. Oysaki İbâzıyye zengin fıkhî müktesebatı ve literatürüyle müstakil bir ameli mezheptir. Hatta İbâzîlere göre kendi mezhepleri, kronolojik olarak teşekkül eden ilk fikhî mezheptir. İbâzıyye mezhebi Abdullah b. İbâz’a nispet olunmakla birlikte İbâzîler, Câbir b. Zeyd’i müessis olarak kabul ederler. İbâzîler hicrî üçüncü asrın sonralarına kadar kendilerini İbâzî olarak isimlendirmekten kaçınmışlardır. Çünkü onlar fıkhî mezheplerin, kurucularına nispet edilmesini gerektiğini, mezhep kurucularının da Câbir b. Zeyd olduğunu söylerler. Mezheplerinin Abdullah b. İbâz’a nispet edilmesinin siyasi saikler nedeniyle olduğunu ısrarla vurgularlar. Bundan ötürü İbâzîler mezheplerinin müessisi olarak Câbir b. Zeyd’i görürler. Câbir, tâbiîn alimlerinden olup Basra müftüsü olmasıyla da şöhret bulmuştur. İbâzıyye mezhebinin Câbir’den sonraki en etkili şahsiyeti olarak kabul edilen Ebû Ubeyde Muslim b. Ebî Kerime mezhebin teşekkülünde ve sistemleşmesinde son derece ehemmiyetli bir yere sahiptir. Ebû Ubeyde gerek Emevîler gerekse de Abbâsîler döneminde İbâzîlere yönelik baskılara rağmen mezhebi bir arada tutarak Basra dışına özellikle de Kuzey Afrika’da yayılmasını sağlamıştır. İbâzıyye mezhebinin hicrî ikinci asrın ikinci çeyreğinden itibaren farklı coğrafyalara taşınması bu mezhebin sistemleşmesi bakımından önemli bir süreç olmuştur. Ayrıca İbâzıyye mezhebinin Basra dışındaki bölgelere yayılması İbâzî fıkıhla ilgili tedvinlerin artmasını sağlamıştır. İbâzî fıkhının günümüze ulaşmış kıymetli eserlerinin başında gelen Ebû Gānim el-Horâsânî’nin el-Müdevvenetü’l-Kübrâ’sı bu dönemin mahsulüdür. İbâzıyye mezhebi sünnî mezheplerin fıkhî meselelerde başvurdukları istinbât ve istidlâl yönteminden farklı bir yöntem kullanmamıştır. Kur’ân, Sünnet, icmâ, kıyas ve diğer istidlâl yöntemleri İbâzî fakihlerce de başvurulan yöntemlerdir. Dolayısıyla İbâzîlerin kullanmış olduğu usûl yöntemlerinin diğer mezheplerin usûl yöntemiyle tam olarak aynı olmasa da birbirine çok yakın olduğunu söylemek mümkündür. İbâzîlerin istidlâlî deliller kısmında diğer mezheplerden farklılaşması ilham konusunda olmuştur. İbâzîlerde tartışmalı olmakla birlikte ilham istidlâlî delillerden biri olarak zikredilmiştir. Bu çalışmada İbâzıyye mezhebinin Hâricîlerle bağlantısı, mezhebin ortaya çıkışı, fıkhı ve usûl anlayışı ele alınmıştır.

  • Sünnî ve Şia mezhepler tarihi kaynakları İbâziyye’yi Haricî bir fırka olarak tanıtırlar. Ancak İbâzî kaynaklar Haricîlik ithamını asla kabul etmezler. Hatta Haricilik nispetini bir hakaret olarak değerlendirirler. Bu ithamın mezhepçilik ve siyasi taassuptan kaynaklandığını ileri sürerler. İslam mezhepler tarihi kaynakları siyasi taassup ve mezhepçiliğin gölgesinde kaleme alınmışlar ve çoğu defa siyasi iradenin etkisinde kalarak gerçekleri saptırmışlardır. Hakikate ulaşmak için fırkaların kendi kaynaklarına da müracaat etmek gereklidir. Bu makalede İbâziyye’nin Haricî bir fırka olup olmadığı değerlendirilecektir.

  • Ebu Ubeyde ra , İbâdîyye fırkasının İmam Câbir b. Zeyd’den ra sonra ikinci imamıdır. Fırkanın görüşlerinin Basra dışına taşınmasında ve İbâdî imamlıkların kurulmasında önemli rol üstlenmiştir. Abdullah b. İbâd’ın siyasi dehası ile İmam Câbir b. Zeyd’in ilmi onda cem olmuştur. Ebu Ubeyde ülkemizde yeterince tanınmamaktadır. Oysa Ebu Ubeyde Müslim b. Ebî Kerîme’yi tanımadan İslam tarihini ve İbâdîyye fırkasını doğru anlamak mümkün değildir. Ebu Ubeyde İslam tarihinin bunalımlı bir döneminde yaşadı; tüm zorluklarına rağmen diğer Ehl-i Hak ve’l-İstikâme imamları gibi Hakk’ı ayakta tutmaya çalıştı, zalimlerin önünde asla eğilmedi. Sonuçta hayatı zorluklarla geçti. Ebu Ubeyde hakkında tarafımızdan yönetilen bir master tezi dışında Türkçe kaynak yoktur. Bu çalışmada daha çok Arapça kaynaklara başvurulmuştur. Bu makale Ebu Ubeyde Müslim b. Ebî Kerîme’nin hayatı, ilmi ve fırka içerisindeki yeri ile sınırlıdır

  • Hâricîler, daha hicri birinci asır gibi erken denilecek bir dönemde birçok fırkaya bölünmüş ve zaman içerisinde parçalanıp yok olmuşlardır. el-Milel ve’n-Nihal kaynaklarına göre, Hâricîlerin günümüze kadar gelebilen tek kolu, İbâdiyye fırkasıdır. Hâricîler hakkında sahip olduğumuz bilgiler, daha çok onlara muhalif olan mezheplerin kaynaklarına dayanmaktadır. Söz konusu kaynaklarda Hâricîlerin sadece Kur’ân ile yetindikleri, sünnetin teşri değerini kabul etmedikleri ve Kur’ân’ın zahirine muhalif gördükleri birçok hadisi reddettikleri belirtilmiştir. Bununla beraber onların bir kolu olarak kabul edilen İbâdî kaynaklara bakıldığında ise bunun aksine olduğu görülmektedir. Zira İbâdiler, hicri birinci asırdan itibaren hadis tedvini faaliyetine katılmış, başta hadis ve fıkıh olmak üzere birçok eser meydana getirmişlerdir. Hicri ikinci asra ait olduğu iddia edilen Rabî’ b. Habîb’in el-Câmiu’s-Sahîh adlı hadis mecmuası, günümüze kadar gelebilen söz konusu önemli eserlerden birisidir. İbâdî alimler tarafından telif edilen eserlere bakıldığında onların hadis ve sünnetle amel ettikleri ve sünneti, Kur’ân’dan sonra İslam dininin ikinci teşri kaynağı olarak kabul ettikleri görülmektedir. Bu makalenin amacı, Hâricîlerin sünnettin teşri değeri hakkındaki görüşlerini, özellikle İbâdî kaynaklar üzerinden tespit etmektir.  , The Hariciyya sect according to the hijri calendar was divided into many different branches from the first century. According to the historical books of sects, the only branch of Hariciyya to date is Ibadiyya. Our knowledge of Hariciyya is often based on the books of those who oppose them. According to these books, the Hariciyya only deal with the Qur’an, they do not accept the sunnah of the Prophet and they rejected circumcision opposing the Qur'an. However, according to ibadi books, this information is not correct. Because Ibadiyya have gathered hadith since the early century. They accepted the sunnah of the prophet. According to them, circumcision has a legal value. They wrote many hadith and fiqh books for this. According to the Ibadiyye, the constitution book after the Qur'an is the sunnah of the prophet. They have criticized those who oppose the Sunnah. The aim of this article is to determine Hariciyya's views on hadith and sunnah according to the sources of Ibadiyya.SummaryThe Hariciyya sect was divided from the early period and divided into many branches. Most of Hariciyya's arms disappeared over time. Unfortunately, we do not have any books except Ibadiyya belonging to Hariciyye sect. Therefore, our knowledge about Hariciyye is based on the books of other sects. This situation leads to the fact that our information about Hariciyye is not objective. In the history books of sects it is written that Hariciyya had a negative view about hadith and sunnah. According to those sources, Hariciyya acts only with the Qur'an. He rejected the hadiths against the Qur'an. They have accepted only hadiths that fit with the Qur'an. Therefore, they did not accept the legal value of the Sunnah of the Prophet.However, it is controversial that this information is objective. Because many hadith scholars, such as Imam Bukhari, hadith from people affiliated to the Hariciyya sect. The rejection of certain hadiths that Hariciyya saw as opposed to the Qur'an does not mean that they do not accept hadith and sunnah. Because perhaps the hadith did not come to them in a sound way. There are also reports in the books that they accept certain hadiths. this shows that not all of them are against hadith and sunnah.if we evaluate Hariciyye according to the works of Ibadiyya, the situation is different. Because Ibadiyya gave great importance to hadith and sunnah. There are many scholars who wrote the hadith and sunnah of the prophet. Some of these scholars are: Cabir b. Zayd, Abu Ubeyde and Rabi b. Habib. Rabi b. Habib's book of hadith called al-Camiu's-Sahih is very famous. There are about a thousand hadiths in this work. A lot of hadith narrated from sahabi in the work. According to the Ibadiyya sect, Rabi book was accepted as the most famous hadith book after the Qur'an. There are many examples in the work that accept the legal aspect of hadith and sunnah. There are other scholars who write fiqh books and give fatwa. Some of these scholars are: Abu Ghanim al-Horosani, Abu Said Abdullah b. Abdilaziz al-Basri, Omar b. Muhammad Abu’l-Muerric, Hatim b. Mansur al-Horosani, Vail b. Ayyub, Mahbûb b. Rahil al-Mahzûmî and Amrûs b. Feth en-Neffûsî. There are many examples that show that these scholars accept hadith and circumcision in their own views.Here, all the scholars we have given as examples have accepted the sunnah of the prophet. They accepted its legal value. According to the Ibadiyya sect, the first source of Islamic religion is the Qur'an. The second is the sunnah of the prophet. Then comes ijtihad. Therefore, they first seek the solution of a matter in the Qur'an. If they do not boom solution in the Qur'an, they look at the sunnah of the prophet. If they cannot find a solution in hadith and sunnah, then they resort to their personal views. therefore, according to scholars of the Ibadiyya sect, there is no personal opinion in the place of hadith and sunnah. This shows that they accept hadith and circumcision and act with circumcision.When we look at the works of the late Ibadiyya scholars, we see that they accepted hadith and sunnah as the first scholars. Some of the latest scholars include. Abdulaziz b. Ibrahim as-Semini, Nureddin as-Salimi, Muhammad b. Yusuf Etfeyyish and Sheikh al-Kannubi. We have the books of these scholars and these books are full of examples of hadith and circumcision. Those who want to learn the views of the Ibadiyya sect about hadith and sunnah, just look at their books of fiqh. We should also add that Ibadiyya criticized those who oppose hadith sharply. They have criticized the Hariciyya's Ezarika and Sufriyya branches. Because according to Ibadiyya, these sects acted in opposition to the Sunnah. And they departed from the righteous way, because they acted against circumcision.As a result, we need to say. All Hariciyye did not deny Hadith and Sunnah. The works of Ibadiyya, who is seen as the branch of Hariciyye in the books of Meshepler Tarihi, are present today. These books are full of Hadith and Sunnah. Therefore, we see that the information about Hariciyye in the History of Sects books is not objective. In order to obtain accurate information about a sect, we must first look at their books. We need to look at all Sects without prejudice for a correct and objective Islamic imagination. To understand one of us, we must first get rid of our prejudices. prejudices and fanaticism in scientific studies are barriers to being objective. I hope this article will contribute to the relevant field.

  • İslam’ın beş temel esasından birisi olan namaz ibadeti önemine binaen fıkıh kitaplarında kendisine en çok yer ayrılan ve en çok tafsilata girilen konular arasında yer almaktadır. Fakihler namaza ait her bir detayı özel olarak incelemişler ve konuyla alakalı naslar ışığında hükümler koymuşlardır. İtikâdî bir mezhep olmasının yanı sıra fıkhî bir mezhep olan İbâdiyye mezhebine mensup fakihler de kitaplarında namaz bahislerine genişçe yer vermişlerdir. Mezhep içerisinde yer alan namaza ait hükümlerin büyük çoğunluğunda ortak nasların itibara alınması sonucu diğer mezheplerle benzer hükümler verilmiştir. Ancak dört büyük mezhep arasında ihtilaf bulunduğu gibi İbâdiyye mezhebi ve diğer mezhepler arasında da ihtilaflar bulunmaktadır. Mezhebe ait bazı görüşler dört büyük mezhebin içerisinde bulunan mezheplerden bazıları ile uyum içerisinde olmakla birlikte, mezhep içerisinde bu mezheplerin hepsinden farklı görüşler de bulunmaktadır. Bu makale İbâdiyye mezhebi içerisinde namaza ait farklı ya da dikkat çekici hükümleri delilleri ile birlikte zikretme amacıyla kaleme alınmıştır.

  • İslâm Tarihinde ilk ayrılık hareketi olarak kabul edilen Hâricîler, ortaya çıktıkları ilk zamanlar bütünlüklerini korumuşlardır. Ancak zamanla kendi içlerinde oluşan farklı düşünceler, mezhepleşme sürecine girdikleri dönemde bir taraftan da fırkalara ayrılmalarını neden oldu. Hariciler, yaşanılan bu iftirak sonucu birbirinde farklı düşüncelere sahip fırkalar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Aslında Abdullah b. Zübeyr’e yardım ettikleri tarihten önce de kendi içlerinde farklı düşüncelerin varlığını savunan kişiler bulunmaktaydı. Bu durum beraberinde bir bölünme getirmedi. Belki de kendilerine yönelik olan devlet baskısı ve gittikçe artan şiddet hali, Muhakkime mensubu insanların derin görüş ayrılıklarına savrulmalarına neden oldu. Bir tarafta itidalli davranmayı ve sahip oldukları görüşlerin daha çok insan tarafından kabul edilmesi için davet metoduna önem verenlerin varlığı ile öte tarafta karşılaştıkları devlet şiddetinden dolayı hurûcu zorunlu görenlerin varlığı, Hâricî hareketin fırkalara ayrılması sürecini hızlandırdı. Emevîler döneminde süreklilik arz eden Hâricî isyanları, toplumda infial hali oluşturdu. Ayrıca iman-kebire konuları bağlamında sahip oldukları düşünceler de toplumda kendilerine karşı kızgınlığın artmasına ve nefret duyulmasına sebebiyet verdi. Emevî yönetimine karşı yapılan hurûc girişimlerinin genel olarak başarısızlıkla sonuçlanması ve özellikle öncü kadrolarının yapılan savaşlarda öldürülmesi, sertlik yanlısı olarak kabul edilen Hâricî fırkaların güç kaybetmesini hızlandırdı. Bununla birlikte toplumda Hâricîlere karşı oluşan tepkisel tutumlar kendilerine yeni insanların katılımını engelledi. Zaman içerisinde müntesiplerinin azalması, Hâricîlerin tarih sahnesinden silinme sürecini hızlandırdı. Buna karşılık İbâdiyye, düşünce ve görüşlerinde itidalli davranmasıyla temeyyüz etmiştir. İbâdîler, toplumda kutuplaşmaya neden olacak tutumlardan uzak durmanın gayretiyle öğrenci yetiştirmek ve görüşlerinin toplumun her kesimine ulaşmasının uğraşı içerisinde oldular. Uzak beldelerde davet çalışmalarının başarılı olması ve kurdukları devlet(ler) sayesinde İbâdî düşünce, varlığını devam ettirme imkânına ulaşmıştır. Buna ilaveten ilmî çalışmalar, yetişen âlim şahsiyetler ile mezhebin görüşlerinin anlatıldığı teliflerin ortaya konması da İbâdiyye’nin günümüze ulaşmasında etkili olan faktörler arasındadır. Ezârika, Necedât ve diğer Hâricî fırkaların ömürlerinin kısa olmasına ve günümüze ulaşamamalarına mukabil İbâdiyye, Hâricî düşüncenin itidalleşmesinin somut örneği olarak dile getirilmiştir. Makalemizde Hâricî düşüncede ılımlılaşma çabaları ve İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesi konusunu ele aldık. Bu konuyu incelerken İbâdiyye’yi Hâricî fırkalardan varsayarak hareket ettik. Hâricî düşüncenin tarih sahnesine çıkışı üzerinde kısaca durduktan sonra Hâricî fırkaların belli başlı görüşlerindeki itidal arayışlarını ortaya koymaya gayret gösterdik. Şiddet ve sertlik yanlısı olarak kabul edilen Ezârika ve diğer Hâricî fırkalar ile mutedil görüşlere sahip İbâdiyye’yi kabul ettikleri belli başlı görüşleri çerçevesinde mukayese ettik. Amacımız, İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinde belirleyici olan temel hususları fikirlerin karşılaştırılması noktasında değerlendirmeye tabi tutmaktır. Böylelikle Hâricî düşüncede itidal arayışını ve İbâdîyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinde belirleyici olan etmenlerin tespitini yapmış olduk.

  • İzmirli İsmail Hakkı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde iz bırakan bilginlerden biridir. O, gördüğü hem medrese hem de mektep tedrisatının sağladığı yetkinlikle felsefenin yanısıra dinî ilimlerinin hemen hemen her dalında eser telif etmiştir. Ayrıca çeşitli dergi ve gazetelerde de makaleler yayınlamıştır. En önemli eseri ise Yeni İlm-i Kelam başlıklı kitabıdır. Adı geçen eserinde fırka ve mezheplere dair bilgiler veren İzmirli, İbâdiyye Fırkası’na da birkaç cümle ile temas etmiştir. O, Mahfil Mecmû’a-i İslâmiyyesi’nin otuz yedi, otuz dokuz ve kırkıncı sayılarında İbâdiyye Fırkası hakkında üç parça halinde bir makale yayınlamıştır. Bu makalesinde İzmirli, klasik dönem İslam Mezhepleri Tarihi yazarlarının yaptığı gibi 73 fırka rivayetine dayalı bir tasnife girişmemiştir. Günümüzde varlığını sürdüren İbâdiyye hakkında bilgi vermeden önce Hâricîlerin ortaya çıkışını tasvirî bir yöntemle açıklamış, sonra da onların din anlayışlarını diğer mezheplerle de karşılaştırarak kısaca ortaya koymuştur. Haricîlerin mümeyyiz vasıflarının tekfir olduğuna dikkat çeken İzmirli, bu tutumlarından dolayı kendi aralarında da sürekli ayrılığa düştüklerini ifade etmiş, neticede katı ve dışlayıcı tutumu terk ederek daha makul bir tavır benimseyen İbâdiyye’nin günümüze kadar yaşadığını vurgulamıştır.

Dernière mise à jour : 05/05/2026 00:29 (UTC)

Explorer

Sujet

Type de ressource

Année de publication