Votre recherche

Résultats 5 193 ressources

  • The discourse of religious tolerance produced at the state level as a part of this incentive has been adopted by researchers working in the field and has become the main slogan that constitutes the content of activities promoting Oman at many levels today. This study, which examines the conditions for the formation of the religious tolerance discourse adopted by Oman and its current counterpart, consists of three parts. In the first part, the historical transformation of the imamate institution, which has an important place in the sectarianization process of Ibadi and which has created its existence as an independent structure from other sects, is emphasized. In the second part, the transformation of the struggle between imamate and sultanate into a power struggle as well as religious motivations and the capacity of the movements that took place outside the country to affect this struggle and its consequences are mentioned. In the third part, the discourse of religious tolerance, which was put into circulation with the beginning of the Sultan Qaboos period, and the concrete results of this discourse were evaluated.

  • Zamanının siyasî olayları neticesinde ortaya çıkan Hariciliğin bir kolu olan İbâziyye, tevhîd ve mürtekib-i kebîrenin isimlendirilmesi başta olmak üzere belli başlı itikâdî görüşlerle diğer Haricî fırkalardan farklılaşarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiş bir kelâm fırkasıdır. İbâzî kelâmcılar Müslümanlar arasında inanç esaslarıyla ilgili ihtilafa neden olduğunu düşündükleri problemleri genellikle dokuz başlık altında zikretmişlerdir ve bunları temel inanç esaslarından saymışlardır. Çalışmamızda İbâziyye’nin temel inanç esasları arasında saydığı tevhîd, kader, adâlet, el-va’d ve’l-vaîd, el-menziletu beyne’l-menzileteyn, lâ menziletu beyne’l-menzileteyn, el-emr ve’n-nehy, el-velâyet ve’l-beraat, el-esmâ ve’l-ahkâm meseleleri konu edinilecektir. Bu çalışmada amacımız İbâzîler tarafından dokuz temel inanç esası olarak da kabul edilen el-usûlu’t-tis’a’yı bir arada sunmaktır. Çalışmamız ayrıca İbâziyye’nin bu ilkeleri ile Mu’tezile’nin el-usûlu’l-hamsesini karşılaştırıp benzerlik ve farklılıklarını tespit etmeyi ve bunun neticesinde İbâziyye’nin özgünlüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, ilk teşekkül eden kelâm ekollerinden İbâziyye’nin temel inanç esaslarının diğer kelâm ekollerin görüşleriyle mukayeseli bir şekilde ele alınması, İbâziyye’nin daha yakından tanınmasına ve yeni değerlendirmelerin yapılmasına imkân sunacağını umuyoruz. Çalışmada İbâziyye’nin insanın bireysel ve toplumsal sorumlulukları meselesini sorun edindiği, tevhîd, adâlet ve insan fiilleriyle bağlantılı olarak Allah-insan ve insan-insan ilişkisi konularında özgün görüşlere sahip olduğu sonucuna ulaştık.

  • Teşekkülü hicrî birinci asra denk gelen İbâzıyye mezhebi, fıkhî bir mezhep vasfından ziyade daha çok siyasi bir fırka olarak şöhret bulmuştur. Böyle bir anlaşılmaya maruz kalmasının altında selef olarak gördükleri bazı şahsiyetlerin Hâricîlerle iltisakları yatmaktadır. Bu durum İbâzıyye’nin fıkhî bir mezhep olarak bilinmesinin önüne geçmiştir. Bundan ötürü İbâzıyye daha çok mezhepler tarihi ve itikâdî görüşlerinden ötürü kelâm alanında çalışılmıştır. Bu yönelim mezhebin fıkhî yönünün ihmal edilmesine sebep olmuştur. Oysaki İbâzıyye zengin fıkhî müktesebatı ve literatürüyle müstakil bir ameli mezheptir. Hatta İbâzîlere göre kendi mezhepleri, kronolojik olarak teşekkül eden ilk fikhî mezheptir. İbâzıyye mezhebi Abdullah b. İbâz’a nispet olunmakla birlikte İbâzîler, Câbir b. Zeyd’i müessis olarak kabul ederler. İbâzîler hicrî üçüncü asrın sonralarına kadar kendilerini İbâzî olarak isimlendirmekten kaçınmışlardır. Çünkü onlar fıkhî mezheplerin, kurucularına nispet edilmesini gerektiğini, mezhep kurucularının da Câbir b. Zeyd olduğunu söylerler. Mezheplerinin Abdullah b. İbâz’a nispet edilmesinin siyasi saikler nedeniyle olduğunu ısrarla vurgularlar. Bundan ötürü İbâzîler mezheplerinin müessisi olarak Câbir b. Zeyd’i görürler. Câbir, tâbiîn alimlerinden olup Basra müftüsü olmasıyla da şöhret bulmuştur. İbâzıyye mezhebinin Câbir’den sonraki en etkili şahsiyeti olarak kabul edilen Ebû Ubeyde Muslim b. Ebî Kerime mezhebin teşekkülünde ve sistemleşmesinde son derece ehemmiyetli bir yere sahiptir. Ebû Ubeyde gerek Emevîler gerekse de Abbâsîler döneminde İbâzîlere yönelik baskılara rağmen mezhebi bir arada tutarak Basra dışına özellikle de Kuzey Afrika’da yayılmasını sağlamıştır. İbâzıyye mezhebinin hicrî ikinci asrın ikinci çeyreğinden itibaren farklı coğrafyalara taşınması bu mezhebin sistemleşmesi bakımından önemli bir süreç olmuştur. Ayrıca İbâzıyye mezhebinin Basra dışındaki bölgelere yayılması İbâzî fıkıhla ilgili tedvinlerin artmasını sağlamıştır. İbâzî fıkhının günümüze ulaşmış kıymetli eserlerinin başında gelen Ebû Gānim el-Horâsânî’nin el-Müdevvenetü’l-Kübrâ’sı bu dönemin mahsulüdür. İbâzıyye mezhebi sünnî mezheplerin fıkhî meselelerde başvurdukları istinbât ve istidlâl yönteminden farklı bir yöntem kullanmamıştır. Kur’ân, Sünnet, icmâ, kıyas ve diğer istidlâl yöntemleri İbâzî fakihlerce de başvurulan yöntemlerdir. Dolayısıyla İbâzîlerin kullanmış olduğu usûl yöntemlerinin diğer mezheplerin usûl yöntemiyle tam olarak aynı olmasa da birbirine çok yakın olduğunu söylemek mümkündür. İbâzîlerin istidlâlî deliller kısmında diğer mezheplerden farklılaşması ilham konusunda olmuştur. İbâzîlerde tartışmalı olmakla birlikte ilham istidlâlî delillerden biri olarak zikredilmiştir. Bu çalışmada İbâzıyye mezhebinin Hâricîlerle bağlantısı, mezhebin ortaya çıkışı, fıkhı ve usûl anlayışı ele alınmıştır.

  • Hâricîler, daha hicri birinci asır gibi erken denilecek bir dönemde birçok fırkaya bölünmüş ve zaman içerisinde parçalanıp yok olmuşlardır. el-Milel ve’n-Nihal kaynaklarına göre, Hâricîlerin günümüze kadar gelebilen tek kolu, İbâdiyye fırkasıdır. Hâricîler hakkında sahip olduğumuz bilgiler, daha çok onlara muhalif olan mezheplerin kaynaklarına dayanmaktadır. Söz konusu kaynaklarda Hâricîlerin sadece Kur’ân ile yetindikleri, sünnetin teşri değerini kabul etmedikleri ve Kur’ân’ın zahirine muhalif gördükleri birçok hadisi reddettikleri belirtilmiştir. Bununla beraber onların bir kolu olarak kabul edilen İbâdî kaynaklara bakıldığında ise bunun aksine olduğu görülmektedir. Zira İbâdiler, hicri birinci asırdan itibaren hadis tedvini faaliyetine katılmış, başta hadis ve fıkıh olmak üzere birçok eser meydana getirmişlerdir. Hicri ikinci asra ait olduğu iddia edilen Rabî’ b. Habîb’in el-Câmiu’s-Sahîh adlı hadis mecmuası, günümüze kadar gelebilen söz konusu önemli eserlerden birisidir. İbâdî alimler tarafından telif edilen eserlere bakıldığında onların hadis ve sünnetle amel ettikleri ve sünneti, Kur’ân’dan sonra İslam dininin ikinci teşri kaynağı olarak kabul ettikleri görülmektedir. Bu makalenin amacı, Hâricîlerin sünnettin teşri değeri hakkındaki görüşlerini, özellikle İbâdî kaynaklar üzerinden tespit etmektir.  , The Hariciyya sect according to the hijri calendar was divided into many different branches from the first century. According to the historical books of sects, the only branch of Hariciyya to date is Ibadiyya. Our knowledge of Hariciyya is often based on the books of those who oppose them. According to these books, the Hariciyya only deal with the Qur’an, they do not accept the sunnah of the Prophet and they rejected circumcision opposing the Qur'an. However, according to ibadi books, this information is not correct. Because Ibadiyya have gathered hadith since the early century. They accepted the sunnah of the prophet. According to them, circumcision has a legal value. They wrote many hadith and fiqh books for this. According to the Ibadiyye, the constitution book after the Qur'an is the sunnah of the prophet. They have criticized those who oppose the Sunnah. The aim of this article is to determine Hariciyya's views on hadith and sunnah according to the sources of Ibadiyya.SummaryThe Hariciyya sect was divided from the early period and divided into many branches. Most of Hariciyya's arms disappeared over time. Unfortunately, we do not have any books except Ibadiyya belonging to Hariciyye sect. Therefore, our knowledge about Hariciyye is based on the books of other sects. This situation leads to the fact that our information about Hariciyye is not objective. In the history books of sects it is written that Hariciyya had a negative view about hadith and sunnah. According to those sources, Hariciyya acts only with the Qur'an. He rejected the hadiths against the Qur'an. They have accepted only hadiths that fit with the Qur'an. Therefore, they did not accept the legal value of the Sunnah of the Prophet.However, it is controversial that this information is objective. Because many hadith scholars, such as Imam Bukhari, hadith from people affiliated to the Hariciyya sect. The rejection of certain hadiths that Hariciyya saw as opposed to the Qur'an does not mean that they do not accept hadith and sunnah. Because perhaps the hadith did not come to them in a sound way. There are also reports in the books that they accept certain hadiths. this shows that not all of them are against hadith and sunnah.if we evaluate Hariciyye according to the works of Ibadiyya, the situation is different. Because Ibadiyya gave great importance to hadith and sunnah. There are many scholars who wrote the hadith and sunnah of the prophet. Some of these scholars are: Cabir b. Zayd, Abu Ubeyde and Rabi b. Habib. Rabi b. Habib's book of hadith called al-Camiu's-Sahih is very famous. There are about a thousand hadiths in this work. A lot of hadith narrated from sahabi in the work. According to the Ibadiyya sect, Rabi book was accepted as the most famous hadith book after the Qur'an. There are many examples in the work that accept the legal aspect of hadith and sunnah. There are other scholars who write fiqh books and give fatwa. Some of these scholars are: Abu Ghanim al-Horosani, Abu Said Abdullah b. Abdilaziz al-Basri, Omar b. Muhammad Abu’l-Muerric, Hatim b. Mansur al-Horosani, Vail b. Ayyub, Mahbûb b. Rahil al-Mahzûmî and Amrûs b. Feth en-Neffûsî. There are many examples that show that these scholars accept hadith and circumcision in their own views.Here, all the scholars we have given as examples have accepted the sunnah of the prophet. They accepted its legal value. According to the Ibadiyya sect, the first source of Islamic religion is the Qur'an. The second is the sunnah of the prophet. Then comes ijtihad. Therefore, they first seek the solution of a matter in the Qur'an. If they do not boom solution in the Qur'an, they look at the sunnah of the prophet. If they cannot find a solution in hadith and sunnah, then they resort to their personal views. therefore, according to scholars of the Ibadiyya sect, there is no personal opinion in the place of hadith and sunnah. This shows that they accept hadith and circumcision and act with circumcision.When we look at the works of the late Ibadiyya scholars, we see that they accepted hadith and sunnah as the first scholars. Some of the latest scholars include. Abdulaziz b. Ibrahim as-Semini, Nureddin as-Salimi, Muhammad b. Yusuf Etfeyyish and Sheikh al-Kannubi. We have the books of these scholars and these books are full of examples of hadith and circumcision. Those who want to learn the views of the Ibadiyya sect about hadith and sunnah, just look at their books of fiqh. We should also add that Ibadiyya criticized those who oppose hadith sharply. They have criticized the Hariciyya's Ezarika and Sufriyya branches. Because according to Ibadiyya, these sects acted in opposition to the Sunnah. And they departed from the righteous way, because they acted against circumcision.As a result, we need to say. All Hariciyye did not deny Hadith and Sunnah. The works of Ibadiyya, who is seen as the branch of Hariciyye in the books of Meshepler Tarihi, are present today. These books are full of Hadith and Sunnah. Therefore, we see that the information about Hariciyye in the History of Sects books is not objective. In order to obtain accurate information about a sect, we must first look at their books. We need to look at all Sects without prejudice for a correct and objective Islamic imagination. To understand one of us, we must first get rid of our prejudices. prejudices and fanaticism in scientific studies are barriers to being objective. I hope this article will contribute to the relevant field.

  • İslam’ın beş temel esasından birisi olan namaz ibadeti önemine binaen fıkıh kitaplarında kendisine en çok yer ayrılan ve en çok tafsilata girilen konular arasında yer almaktadır. Fakihler namaza ait her bir detayı özel olarak incelemişler ve konuyla alakalı naslar ışığında hükümler koymuşlardır. İtikâdî bir mezhep olmasının yanı sıra fıkhî bir mezhep olan İbâdiyye mezhebine mensup fakihler de kitaplarında namaz bahislerine genişçe yer vermişlerdir. Mezhep içerisinde yer alan namaza ait hükümlerin büyük çoğunluğunda ortak nasların itibara alınması sonucu diğer mezheplerle benzer hükümler verilmiştir. Ancak dört büyük mezhep arasında ihtilaf bulunduğu gibi İbâdiyye mezhebi ve diğer mezhepler arasında da ihtilaflar bulunmaktadır. Mezhebe ait bazı görüşler dört büyük mezhebin içerisinde bulunan mezheplerden bazıları ile uyum içerisinde olmakla birlikte, mezhep içerisinde bu mezheplerin hepsinden farklı görüşler de bulunmaktadır. Bu makale İbâdiyye mezhebi içerisinde namaza ait farklı ya da dikkat çekici hükümleri delilleri ile birlikte zikretme amacıyla kaleme alınmıştır.

  • İslâm Tarihinde ilk ayrılık hareketi olarak kabul edilen Hâricîler, ortaya çıktıkları ilk zamanlar bütünlüklerini korumuşlardır. Ancak zamanla kendi içlerinde oluşan farklı düşünceler, mezhepleşme sürecine girdikleri dönemde bir taraftan da fırkalara ayrılmalarını neden oldu. Hariciler, yaşanılan bu iftirak sonucu birbirinde farklı düşüncelere sahip fırkalar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Aslında Abdullah b. Zübeyr’e yardım ettikleri tarihten önce de kendi içlerinde farklı düşüncelerin varlığını savunan kişiler bulunmaktaydı. Bu durum beraberinde bir bölünme getirmedi. Belki de kendilerine yönelik olan devlet baskısı ve gittikçe artan şiddet hali, Muhakkime mensubu insanların derin görüş ayrılıklarına savrulmalarına neden oldu. Bir tarafta itidalli davranmayı ve sahip oldukları görüşlerin daha çok insan tarafından kabul edilmesi için davet metoduna önem verenlerin varlığı ile öte tarafta karşılaştıkları devlet şiddetinden dolayı hurûcu zorunlu görenlerin varlığı, Hâricî hareketin fırkalara ayrılması sürecini hızlandırdı. Emevîler döneminde süreklilik arz eden Hâricî isyanları, toplumda infial hali oluşturdu. Ayrıca iman-kebire konuları bağlamında sahip oldukları düşünceler de toplumda kendilerine karşı kızgınlığın artmasına ve nefret duyulmasına sebebiyet verdi. Emevî yönetimine karşı yapılan hurûc girişimlerinin genel olarak başarısızlıkla sonuçlanması ve özellikle öncü kadrolarının yapılan savaşlarda öldürülmesi, sertlik yanlısı olarak kabul edilen Hâricî fırkaların güç kaybetmesini hızlandırdı. Bununla birlikte toplumda Hâricîlere karşı oluşan tepkisel tutumlar kendilerine yeni insanların katılımını engelledi. Zaman içerisinde müntesiplerinin azalması, Hâricîlerin tarih sahnesinden silinme sürecini hızlandırdı. Buna karşılık İbâdiyye, düşünce ve görüşlerinde itidalli davranmasıyla temeyyüz etmiştir. İbâdîler, toplumda kutuplaşmaya neden olacak tutumlardan uzak durmanın gayretiyle öğrenci yetiştirmek ve görüşlerinin toplumun her kesimine ulaşmasının uğraşı içerisinde oldular. Uzak beldelerde davet çalışmalarının başarılı olması ve kurdukları devlet(ler) sayesinde İbâdî düşünce, varlığını devam ettirme imkânına ulaşmıştır. Buna ilaveten ilmî çalışmalar, yetişen âlim şahsiyetler ile mezhebin görüşlerinin anlatıldığı teliflerin ortaya konması da İbâdiyye’nin günümüze ulaşmasında etkili olan faktörler arasındadır. Ezârika, Necedât ve diğer Hâricî fırkaların ömürlerinin kısa olmasına ve günümüze ulaşamamalarına mukabil İbâdiyye, Hâricî düşüncenin itidalleşmesinin somut örneği olarak dile getirilmiştir. Makalemizde Hâricî düşüncede ılımlılaşma çabaları ve İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesi konusunu ele aldık. Bu konuyu incelerken İbâdiyye’yi Hâricî fırkalardan varsayarak hareket ettik. Hâricî düşüncenin tarih sahnesine çıkışı üzerinde kısaca durduktan sonra Hâricî fırkaların belli başlı görüşlerindeki itidal arayışlarını ortaya koymaya gayret gösterdik. Şiddet ve sertlik yanlısı olarak kabul edilen Ezârika ve diğer Hâricî fırkalar ile mutedil görüşlere sahip İbâdiyye’yi kabul ettikleri belli başlı görüşleri çerçevesinde mukayese ettik. Amacımız, İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinde belirleyici olan temel hususları fikirlerin karşılaştırılması noktasında değerlendirmeye tabi tutmaktır. Böylelikle Hâricî düşüncede itidal arayışını ve İbâdîyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinde belirleyici olan etmenlerin tespitini yapmış olduk.

  • İzmirli İsmail Hakkı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde iz bırakan bilginlerden biridir. O, gördüğü hem medrese hem de mektep tedrisatının sağladığı yetkinlikle felsefenin yanısıra dinî ilimlerinin hemen hemen her dalında eser telif etmiştir. Ayrıca çeşitli dergi ve gazetelerde de makaleler yayınlamıştır. En önemli eseri ise Yeni İlm-i Kelam başlıklı kitabıdır. Adı geçen eserinde fırka ve mezheplere dair bilgiler veren İzmirli, İbâdiyye Fırkası’na da birkaç cümle ile temas etmiştir. O, Mahfil Mecmû’a-i İslâmiyyesi’nin otuz yedi, otuz dokuz ve kırkıncı sayılarında İbâdiyye Fırkası hakkında üç parça halinde bir makale yayınlamıştır. Bu makalesinde İzmirli, klasik dönem İslam Mezhepleri Tarihi yazarlarının yaptığı gibi 73 fırka rivayetine dayalı bir tasnife girişmemiştir. Günümüzde varlığını sürdüren İbâdiyye hakkında bilgi vermeden önce Hâricîlerin ortaya çıkışını tasvirî bir yöntemle açıklamış, sonra da onların din anlayışlarını diğer mezheplerle de karşılaştırarak kısaca ortaya koymuştur. Haricîlerin mümeyyiz vasıflarının tekfir olduğuna dikkat çeken İzmirli, bu tutumlarından dolayı kendi aralarında da sürekli ayrılığa düştüklerini ifade etmiş, neticede katı ve dışlayıcı tutumu terk ederek daha makul bir tavır benimseyen İbâdiyye’nin günümüze kadar yaşadığını vurgulamıştır.

  • İbâdiyye, köken itibariyle ilk İslâm mezheplerinden olup günümüze kadar varlığını koruyabilen az sayıdaki İslam mezheplerinden biridir. İbâdiyye mezhebi günümüzde Umman Sultanlığı, Kuzey Afrika ve Tanzanya gibi farklı bölgelerde yaşam alanı bulmaktadır. Ancak İbâdîler ile ilgili yapılan araştırmalar diğer mevcut ve mensubu kalmamış fırkalara nazaran daha az sayıdadır. İbâdiyye, hicri birinci yüzyıla kadar dayanan ve büyük fitne olayları diye bilinen hadiseden sonra ortaya çıkan bir gruptur. Bu grup ilk dönemde Hâricîlerin yanında yer alırken zamanla siyasi ve düşünce yapısı itibariyle onlardan ayrılmıştır. Hâricîler erken dönemden itibaren tarih sahnesinden silinmelerine rağmen İbâdîler bugüne kadar varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Fakat birçok araştırmacı, İbâdîlerin hâlâ Hâricîlerin bir kolu olarak varlıklarını sürdürdüklerini düşünmektedir. Bu makalede Kuzey Afrika İbâdîlerinin kelâmi düşünceleri ele alınmıştır. İbâdîler genel olarak Hâricîlerden siyasi ve ideolojik olarak ayrılmışlardır. Özel olarak Kuzey Afrika İbâdîleri, Hâricîlerden ve aynı zamanda genel İbâdîlerden farklılıklarıyla ayırt edilmektedir. Bu farklılıkların özlerini anlayabilmek için arkasında duran ve yol gösteren düşünceyi tespit etmek gerekir. , Ibadiyya is one of the earliest Islamic sects and one of the few to have survived to the present day. The Ibadiyya sect is still active in many places, including Tanzania, the Sultanate of Oman, and North Africa. Despite all of this information, fewer studies on Ibadis exist than on other extant and non-member sects. An Islamic group known as the Ibadiyya first appeared following the so-called “great acts of sedition” (büyük fitne) in the first century AH. This group initially supported the Kharijites, but over time, it gradually shifted away from them in terms of politics and mindset. Even though the Kharijites were exterminated from the historical scene at an early age, the Ibadis have survived until the present. However, according to many researchers, the Ibadis still exist as a branch of the Kharijites. In this study, the theological thoughts of North African Ibadis are discussed. Since the Ibadis and Kharijites generally held different ideological and political perspectives. And the North African Ibadis in particular are distinguished from the Kharijites as well as from the general Ibadis by their differences. And it is essential to understand the underlying and guiding thinking behind these differences in order to understand their essence.

  • Her ne kadar Hz. Peygamber döneminde yaşanan bir ganimet taksimi sonucunda Hâricî anlayışının ortaya çıktığı iddia edilmişse de bir fırka olarak zuhur etmeleri Sıffin savaşında olmuştur. Hz. Ali ve Muâviye arasındaki tahkim meselesinde ‘‘Hüküm ancak Allâh’ındır’’ şiarıyla şöhret kazanan bu oluşum Muaviye’nin Hz. Ali’ye karşı isyanını geride bırakacak kadar ön plana çıkmıştır. Öyle ki Sıffin savaşı denilince araştırmacılar Muâviye ve yaptıklarından çok Hâricîler ve yaptıkları üzerinde durmaktadırlar. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte, Hâricîlik ve Hâricîlerin genellikle Sünnî kaynaklar çerçevesinde değerlendirilmesidir. Hâricilik ve Hâricîler konusunda objektif olabilmenin yolu bizzat Hâricîlerin ya da Hâricîlerle bağlantılı fırkaların kaynaklarına müracaat etmek olduğunu söyleyebiliriz. Hâricîler, itikadi veya fıkhi bir mezhep olarak sistemleşen bir oluşum değildir. Ancak Hz. Ali’den ayrılıp Harûrâ denilen yerde toplanan gurup arasında daha sonraları İbâzî adıyla bilinecek olan mezhebin öncüleri de yer aldığı için, İbâzî mezhebi Hâricî bir fırka olarak bilinmektedir. Hicrî 64 senesinde Harûrâ ehli kendi arasında fırkalara ayrılmıştır. Bu ayrışmanın temel sebebi, özellikle Nâfi’ b. Ezrâk’ın şiddeti meşru görüp kendileri gibi düşünmeyen diğer Müslümanları tekfir etmesi, kanlarını, mallarını ve ırzlarını helal saymasıdır. Bu ayrışmadan sonra Hâricîler Ezârikâ, Sufriyye, Necdiyye/Necedât ve İbâziler şeklindeki isimlendirmelerle anılmışlardır. İbâzîler radikal tutumlarından ötürü bu fırkalardan beri olduğunu özellikle belirtmiştir. Abdullah b. İbâz ve Emevî halifesi Abdulmelik b. Mervân arasında geçen yazışmalarda bu durum özellikle vurgulanmıştır. Ancak Hâricîlik konusu ele alınırken bu ayrışmanın niçin olduğu göz ardı edilmiş olup, ılımlı bir anlayışa sahip olan İbâziler, şiddet ve tekfir yanlısı olan diğer Hâricî fırkalarla aynı kategoride değerlendirilmiştir. Yine söz konusu yazışmalarda yer aldığı üzere İbâzîler böyle bir genellemeye şiddetle karşı çıkmış ve kendilerinin diğer Hâricî fırkalardan ayrı bir şekilde değerlendirilmeleri gerektiğini belirtmişlerdir. Çalışmamızda İbâzîlerin bu tutumuna ve gerekçelerine yer verilmiş olup, gerek kendi kaynakları gerekse de Sünnî kaynaklar referans gösterilerek izah edilmeye çalışılmıştır. Diğer önemli bir husus ise İbâzîler Hâricî olarak isimlendirilmek istemezler. Onlar kendilerini Şurât, Ehlu’l-İstikâme, Hâruriye ve Vehbiye olarak isimlendirilmeyi daha uygun görmüşlerdir. Günümüze kadar ulaşabilmeyi başaran İbâzî mezhebi Hâriciler ve Hâricîlik konusunda özgün görüşlere sahip olmakla birlikte, kendilerini Hâricî olarak görüp görmedikleri konusunda da fikir beyan etmişlerdir. Ayrıca Hâricîliğe yaklaşımları ve tanımlamaları Sünnî kaynaklarda zikredilenle farklılık arz etmektedir. Hâricîlerle olan bu bağlantıları ve günümüze kadar ulaşmış olmalarından ötürü objektiflik açısından Hâricilik konusunda İbâzî kaynaklara müracaat etmek bir gerekliliktir. Ancak İbâzîlerin daha çok Sünnî kaynaklara bağlı kalınarak tanıtıldığını söyleyebiliriz. Böyle bir yaklaşım ise İbâzîlerin doğru anlaşılmamasının yanı sıra onların başta Ezârikâ olmak üzere diğer Hâricî fırkalarıyla bir tutulmasına da neden teşkil edebilir. Bu çalışmamızda İbâzilerin, Hâricî ve Hâricilik konusuna yaklaşımları ve kendilerini Hâricî bir fırka olarak görüp görmediklerini bizzat onların kaynaklarını temel alarak ele almaya çalışacağız.

  • İslam düşünce tarihinin ilk oluşumlarından biri Hâricîlerdir. Onlar ilk olarak Sıffin’de tahkim hadisesi üzerine Hz. Ali’den ayrılmış daha sonra ise kendi aralarında ihtilaf ederek bölünmüşlerdir. Onların kimi kılıç kalkan taraftarı olup kendilerinden olmayanlara karşı son derece sert ve katı bir yolu benimserken, kimi de daha mutedil bir yaklaşım içerisinde olmuştur. Özellikle marjinal bir grup olarak maruf olmuş Hâricîlerin mutedil kanadını temsil eden İbâzîler varlıklarını günümüze kadar sürdürürken, mutedil olmayanlar zamanla tarihe karışmışlardır. İbâzîlik tarih boyunca Hâricîliğin gölgesinde azınlıkta bir mezhep olarak kalmakla beraber kendilerine has dinî ve entelektüel bir literatür oluşturmayı başarmış bir oluşumdur. Tarihi süreçte Hâricî-İbâzî bağlamında günümüze ulaşmış literatürün hemen tamamı İbâzîlere aittir. Ülkemizde özellikle son dönemlerde İbâzî literatüre dönük akademik bir ilgi söz konusudur. Bir literatürün incelenmesinde en öncelikli hususlardan biri ilgili alandaki terminolojidir. Zira lafızlar tutarlı bir sisteme sahip düşünce teşekküllerinin anlam örgüsüne girdiklerinde ilk vaz edildikleri anlamlardan uzaklaşarak farklı işlevsellikler kazanırlar. Müşterek kavramların düşünce ekolleri tarafından kendi entelektüel birikimlerinde farklı anlamlarda kullanılması ise mezkûr durumu daha da ehemmiyetli hale getirir. Binâenaleyh araştırma konusu yapılmış bir literatürün doğru mütalaa edilmesi ancak terminolojisinin kendi düşünce örgüsünde tanımlanıp anlaşılmasıyla mümkündür. Bu bağlamda İbâzîler kendi literatürlerini aynı zamanda kendilerine has bir terminolojiyle oluşturmuşlardır. Bu araştırmada, İbâzîlikle ilgili okumalarda sıkça tesadüf edilecek kavramların derlenip mümkün olduğunca kendi kaynakları doğrultusunda medlullerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Burada özellikle araştırma konusu yapılan, mezhep müellifleri tarafından İbâzîlere has anlamlarla kullanılan kavramlardır. Çalışma, isminden de anlaşıldığı üzere, İbâzîlere ait bütün kavramları tespit etme gayesi gütmemiştir. Özellikle İbâzîlere has kullanım ve muhtevaları olan kavramların tespitine ağırlık verilmiştir. Tespit edilen kavramlar, Türkçe telaffuz ve kullanımları dikkate alınarak alfabetik sıraya konulmuştur. Ancak özellikle beraber kullanımı yaygınlaşmış ve muhtevaları birbiriyle ilişkili bazı kavramlar bir arada verilmiştir. Çalışma yürütülürken ulaşılan İbâzî eser ve sözlükler tarama yöntemi kullanılarak incelenmiş ve gerekli görülen yerlerde mezhep dışı eserlere başvurularak karşılaştırmalar yapılmıştır. Genel itibariyle iki ana bölümden müteşekkil olan çalışmanın giriş ve birinci bölümünde İbâzîlik ve ıstılah kavramı hakkında kısa bilgiler verilmiş; ikinci bölümde ise tespit edilen kavramlar üç gruba ayrılmış olarak maddeler halinde serdedilmiştir.

  • İslam alimleri; Kur’an’ın evrenselliğini, erişilmez üstünlüğünü ve ilahî kelam olduğunu ifade eden i‘câzü’l-Kur’an üzerinde önemle durmuşlar, yetiştikleri ortam ve ilmi birikimleriyle Kur’an’ın i‘câzını anlamaya çalışmışlardır. Bu konuda, İslam tarihinin erken döneminde teşekkül eden ve günümüzde varlığını devam ettiren İbâziyye mezhebine mensup müfessirler de çaba göstermişlerdir. Bu makalede İbâzî müfessirlerin i‘câzü’l-Kur’an’a yaklaşımlarının incelenmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte İbâzî tefsirlerde ve bazı Sünnî kaynaklarda i‘câz, mucize ve tehaddînin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmış ve bu iki ekolün görüşlerinin kıyaslanması amaçlanmıştır. Araştırmanın sonucunda İbâzî müfessirlerin Kur’an’ın metin ve muhtevasıyla tehaddîde bulunduğu, benzerinin meydana getirilemeyeceği ve kıyamete kadar geçerli bir mûcize olduğu hususunda aynı kanaati taşıdıkları anlaşılmıştır. Ayrıca İbâzî müfessirlerle Sünnî âlimlerin i‘câzü’l-Kur’an’a bakış açılarının benzer olduğu görülmüştür. Bunun istisnası, İbâzî müfessirlerden Ettafeyyiş’in tehaddî ile halku’l-Kur’an arasında kurduğu ilişkidir. İbâzî ve Sünnî alimlerin görüşlerindeki benzerliğin çokluğu, i‘câzü’l-Kur’an’a tenzihi bir anlayışla yaklaşmaları ve tefsir kaynaklarının aynı olmasıyla; görüşlerindeki farklılığın sebebi ise mezhebi düşüncenin etkisiyle açıklanabilir.

  • Abdullah b. İbâd et-Temimî’ye nisbet edilen İbâziyye fırkası aslında Basra’nın ünlü âlimlerinden Cabir b. Zeyd el-Ezdî el-Umânî tarafından kurulmuş ve sistematize edilerek, Emevîlere yönelik mutedil bir siyaset takip etmiştir. İbâzilik, teşekkül döneminden itibaren itikâdî kimliklerin oluşmasında ve bu inanç sisteminin sonraki nesillere aktarılmasında İbâzî âlimleri rolü yadsınamaz. Fikirlerinde mutedil bir bakış açısı ile diğer dinî gruplarla uzlaşmayı tercih eden bu âlimler, fikir alışverişinde hoşgörüleriyle temayüz etmişlerdir. İbâziliği anlamak için fikrî İtikâdî ve ameli boyutunu bir bütün şeklinde mütalaa edilmesi gerekir. İlk dönem İbâzî âlimler, amelin imanın bir rüknü olduğunu, ahiret hayatının kazanılmasında inanç ve eylemin bir arada olması gerçeğini hep vurgulamışlardır. İbâziler, kendilerini Hâricî bir fıkra olarak anılmalarını istemezler. Tahkîm hadisesinde Hz. Ali’den ayrılan ve Muhakkime-i Ulâ olarak bilinen fırka içinde bulunan Hâricîlerin aşırı grubu olan Ezârika’dan kendilerini ayrı tutarak, Müslüman fırkalar ile mutedil münasebetler içinde olmayı ilke edinerek, İbâzî adı altında ayrı bir grup olarak şekillenmişlerdir. Bu çalışmada erken dönem İbâzȋ düşüncesinin oluşmasında öncülük eden, Abdullah b. İbâz, Câbir b. Zeyd, Salim b. Zekvân, Ebû Ubeyde Müslim b. Ebî Kerîme et-Temimî, Rebî b. Habîb, İbn Sellâm el-İbâzî, Ebû Hafs Amrûs b. Feth en- Nefûsî, Ebî Hazer Yağlâ b. Zeltâf’ el-Vesyanî hakkında muhtasar bilgi verilecektir. Erken dönemde İbaziyye’nin yazı geleneği diğer fırkalara nisbeten daha az gelişmiş olduğundan fırkanın görüşleri ve liderleri hakkında yazılan kaynaklar sınırlıdır. Makalede ilk dönem İbâzî kaynakları tarama yöntemi kullanılacaktır. İbâzilik hakkında kısaca bilgi verildikten sonra, İlk dönem İbâzî âlimlerinden bahsedilecektir. Makaleye konu olan bilginler erken dönemde İbaziyye’nin teşekkülünde önemli rol üstlenen liderlerle sınırlı tutulmuştur.

  • İslam Tarihi’nin oldukça erken döneminde siyasi çekişmelerin dini sonucu olarak neşet bulmuş ilk mezhebi oluşumun Hâricîlik olduğu bilinir. Daha çok, çoğunluğa ve siyasi otoriteye karşı almış olduğu muhalif pozisyonu ile temayüz eden bu mezhep kendi bünyesinde bütünlüğü sağlayamamış, kısa süre içerisinde bölünmeler yaşayarak Acâride, Ezârika, Necedât, Sufriyye ve İbâziyye gibi birçok kola ayrılmıştır. Anarşist ve dışlayıcı karakterlerinden ötürü bu fırkalar, İslam toplumun nezdinde karşılık bulamamış ve dolayısıyla da varlıkları kısa sürmüştür. Ancak bunlar içerisinde, diğerlerine nazaran itikadi ve siyasi olarak mutedil olan İbâziyye, Umman ve Cezâyir gibi, Arap yarımadasının güneyiden Kuzey Afrika’ya kadar birçok bölgeye yayılarak varlığını günümüze değin idame ettirebilmiştir. Diğer taraftan bağlı bulunduğu Hâricilik ile arasındaki aidiyet ve mensubiyet polemiklerini de günümüze kadar taşımışlardır. İbâzî alimleri, tarihteki olumsuz imajı ve isimlendirmeden kaynaklanan menfi çağrışımlardan dolayı, İbâzîliğin Hâricîliğin bir kolu olduğu yönündeki genel kabule karşı itirazlarında elbette haklılık payları vardır. Ancak, düşünce ve zihniyet bazlı farklılaşmalar olsa da, İbâzîliğin organik olarak Harîciliğin bir kolu olduğu makalat sahibi müelliflerince müsellemdir. Yanı sıra, İbâzîliğin Hâricîlikten teberri çabaları güncelliğini korumaktadır. Fırkaların veya mezheplerin ne oldukları ve ne olmadıkları üzerinden kendilerini özgün bir şekilde ifade ettiği bu tür çabalar, onların içerden tanınmasına katkıda bulunacağından, İslam Mezhepleri Tarihi’nin ilgisini hak etmektedir. Çalışmamızda, söz konusu Hâricîlikten teberri çabalarından biri olarak değerlendirdiğimiz Ebû İshâk İbrâhîm Ettafeyyiş’in “el-Fark Beyne’l-İbâziyye ve’l-Havâric” adlı eseri ele alınmıştır. İlk olarak, müellifin hayatı ve ilim dünyasına yaptığı katkılar hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra mezkûr risâlenin tercümesi yapılmış ve yazarın eserdeki iddiaları esas alınarak değerlendirilmiştir.

  • Çalışmada, İbâzî müfessirlerin Kur'an ilimlerine yaklaşımlarının incelenmesi ve bu konulardaki görüşlerinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Ulaşılan veriler Sünnî alimlerin görüşleriyle kıyaslanmıştır. Ayrıca İbâziyye'nin Hâricî bir fırka olup olmadığı da gözetilen hedeflerdendir. Çalışmada sekiz İbâzî müfessire ait on tefsir üzerinden Kur'an ilimleri tespit edilmiştir. Konu, Kur'an'ı tarih, lafız ve mana açısından inceleyen ilimler yönüyle ele alınmıştır. Tezin birinci bölümünde mezhebin ortaya çıktığı siyasî, dinî ve sosyal duruma, kısaca tarihine, Hâricîlerle ilişkisine, itikadî, siyasî ve halku'l-Kur'an görüşlerine yer verilmiştir. Bu bölümde İbâzî ve Sünnî kaynaklarla mezhep tanıtılmıştır. İkinci bölümde İbâzî müfessirler ve tefsir çalışmaları araştırılmış, İbâzî tarihi boyunca telif edilen tefsir eserleri ve müellifleri tanıtılmıştır. Üçüncü bölüm İbâzî müfessirlerin Kur'an ilimlerini ele alışlarına ve yorumlamalarına tahsis edilmiştir. Onların Kur'an ilimlerine bakışı ve bu ilimlerle ulaştıkları sonuçlar ortaya konulmuştur. Araştırma sonunda, ilk teşekkül döneminde Hâriciyye ve İbâziyye'nin seleflerinin aynı grup olduğu, İbâziyye'nin itikadî ve siyasî yönden Hâriciyye ile örtüşen ve örtüşmeyen görüşlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Yalnızca bu fikirler esas alınarak "İbâziyye, Hâriciyye'nin bir koludur" sonucuna varmak doğru bir değerlendirme olmaz. Hâricîlerin en belirgin vasıfları, kendileri gibi düşünmeyen dindaşlarına bakıştaki sert tutumlarıdır. Ötekine hayat hakkı tanımayan Hâricî anlayış, İbâzî tasavvurunda kabul görmemiştir. Mezhebî taassupla hareket etmeyen İbâzî müfessirler, oldukça geniş ve farklı mezheplere ait tefsir literatüründen beslenmiş; Kur'an'ın mesajlarını kapsamlı ve sahih olarak algılama, yorumlama ve onlardan hüküm çıkarmada Kur'an ilimlerini referans almışlardır. İbâzî müfessirlerin Kur'an ilimlerine yaklaşımı, genellikle Sünnî gelenekle benzer bir perspektif arz etmektedir.

  • Bu çalışmada, Abbasi-Harici ilişkileri ve Kuzey Afrika'da kurulan Midrârîler ve Rüstemîler hanedanlıkları incelenmektedir. Bu tez çalışması; giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Haricilik, Hariciliğin ortaya çıkışını hazırlayan sebepler, temel görüşleri, karakteristik özellikleri ve fırkalara ayrılmaları, Afrika ve Mağrib'in coğrafi durumu, Midrârî ve Rüstemî Devleti'nin kuruluşundan önce Kuzey Afrika'nın durumu ele alınmıştır.Birinci bölümde Abbasi-Harici ilişkisi, Abbasiler dönemi Harici isyanları ve siyasi faaliyetleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde tezin ana konusunu ihtiva eden ve Emevilerin Arap ırkçılığına karşı bir tepki olarak Harici Sufrilerin kurdukları Midrari Devletinin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vs. yönleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde h.160/m.777 yılında Abdurrahman b. Rüstem tarafından kurulan Tahert merkezli Rüstemi Devleti'nin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vs. yönleriyle ele alınmaya çalışılmıştır.Çalışmanın son bölümü olan dördüncü bölümde ise, Midrari Devleti ile Rüstemi Devletinin komşu devletlerle olan münasebetleri ele alınmıştır. Anahtar KelimelerHariciler, Abbasiler, Kuzey Afrika, Midrariler, Rüstemiler

  • İbâziyye, Hâricî grupların içinde neşet etmiştir. Ehl-i Sünnet'e karşı muhalif olsalar da Hâricîler gibi aktif olarak savaşmayan, kuûdu tercih eden bir gruptur. Bu sebeple merkeze uzak dursalar da günümüze kadar ulaşmayı başaran bir gruptur. Ehl-i Sünnet'e ibadet ve itikatta olan yakınlıkları, Haricî bir gelenekten geliyor olmalarına rağmen mutedil anlayışları ve bir ilmi birikime sahip olmaları günümüze ulaşmasındaki diğer etkenlerdir. Ülkemizde ise bu mezhep hakkında yapılan çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Ancak yapılan çalışmalar mezhebi daha yakından tanımak adına sürekli olarak artmaktadır. Bizim tezimizde bu çalışmalara katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Tezimizde İbâzîler nezdinde en önemli fıkıh usulü kitabı olan el-'Adl ve'l-insâf 'ı inceleyerek hadis anlayışlarına dair geniş bir yelpaze sunmayı hedeflemekteyiz. Giriş kısmında mezhebin ortaya çıkışını, birinci bölümde hadis kaynaklarını ve devamında hadisi nasıl kullandığını göstererek hadis anlayışları ortaya konmaya çalıştık. Sonuç bölümünde de çıkarımlarımıza yer verdik.

  • İslam coğrafyasının parçalanmışlığı, politik, ekonomik ve bilimsel açıdan geri kalmışlığı içerisinde müslümanların değişen dünyaya uyum sağlama noktasındaki sorunları gün geçtikçe derinleşmektedir. Bu itibarla dünyanın hızla değişen konjonktürel yapısı içerisinde var olma mücadelelerinin bir örneği olarak köktenci oluşumların temellerinin hem Kur’ânî referansları hem de mezhepler tarihi açısından nasıl tahlil edilmesi gerektiği, bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira bu radikal yaklaşımın kendi içerisinde örgütlenme ve “militan devşirme” reflekslerinin altında İslâmî söylemlerin olması, konunun Hâricî düşüncenin evrimi açısından incelenmesini gerekli kılmıştır. Radikalizm ve fundamentalizmin ortaya çıkmasında psikolojik ve bireysel etmenlerin yanında siyasî, ekonomik ve kültürel birçok değişken rol oynamaktadır. Ancak daha da dikkat edilmesi gereken hususun, radikal söylemlerin Kur’ân âyetleri ile temellendiriliyor olmasıdır. Zira kendilerine böyle bir söylem geliştirenlerin dinin ana kaynağına dayanıyor olmalarının altında yatan sebepler ciddi bir şekilde irdelenmelidir. Kuşku yok ki her bir başlığı ele almak çalışmanın sınırları açısından mümkün görünmemektedir. Bu itibarla bu çalışmanın temel hedefi, problemin mezheplerle ilgili kısmını ele alarak İslam’ın özüne aykırı olarak gelişen yönlerini ve geçmişten günümüze gelen benzer dini söylemlerle ilgili temellerini ortaya koymaktır. Ayrıca itikadı, ilmihale dönüştürme, ilâhî metni literal okuma ve katı hadisçiliğin Hâricî anlayışa benzeşen ve ayrışan yönleri de ele alınmıştır. Araştırmanın mahiyeti betimsel nitelikli olduğu için çalışmada ağırlıklı olarak doküman taraması yapılarak içerikler değerlendirilmiştir. Yapılan araştırma ve değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan temel çıkarımlardan birisi, sosyal, siyasî ve kültürel açıdan bir tecdit ve ıslah hareketi olarak batılı referansları da kullanarak aydınlanmacı bir yaklaşımla, İslam dünyasını ayağa kaldırmaya çalışan birtakım oluşumların; zamanı bir noktada dondurmak ve Kur’ân âyetlerini kendi ideolojik söylemleri için basamak yapmalarıdır. Bu durum hem ilerlemeyi hem de sorunları kendi bütünlüğü içerisinde çözmeyi imkânsız hale getirmektedir. Böyle bir imkansızlık içerisinde araştırmada, Hâricîlik zihniyetinin ortaya çıkardığı temel sorunlar ve sorunlara yol açan sebepleri üzerinde durularak günümüzde aşırı ve radikal tutumların ortadan kalkması için çözüm yolları gösterilmiştir , The problems of Muslims in adapting to the changing world are deepening day by day due to the fragmentation of Islamic geography, political, economic and scientific backwardness. In this respect, how the foundations of fundamentalist formations should be analyzed in terms of the history of sects as an example of the struggles of existence within the rapidly changing cyclical structure of the world emerges as a problem. The fact that this radical approach has its own Islamic discourses under the reflexes of organization and militant recruitment within itself has made it necessary to examine the issue in terms of the evolution of external thought. In addition to psychological and individual factors, many political, economic and cultural variables play a role in the emergence of radicalism and fundamentalism. However, it should be noted that radical discourses are based on the Qur’anic verses. The reason behind the fact that those who develop such a discourse is based on the main source of religion should be seriously examined. There is no doubt that it is not possible to deal with each topic in terms of the limits of the study. In this respect, our aim is to examine the part of the problem related to sects and to reveal the foundations of fundamentalism related to similar religious discourses from the past to the present. It also examines creed, conversion to the catechism, literal reading of the divine text, and divergent aspects of rigid hadithism that resemble the External understanding. For this reason, in this descriptive study, the contents of the document will be evaluated by document scanning. What draws our attention here is that some formations that try to lift up the Islamic world with an enlightenment approach by using western references as a social, political and cultural transformation and correctional movement; to freeze time at some point and to make the Qur’anic verses a step for their own ideological discourse. This makes it impossible to progress and solve problems in their entirety.

Dernière mise à jour : 06/05/2026 23:00 (UTC)

Explorer

Sujet

Année de publication