Votre recherche

Résultats 8 856 ressources

  • Bu çalışmada, ibâzîler tarafından mezhebin fikri müessisi olarak kabul edilen Câbir b. Zeyd‘in hayatı ve fırka içindeki rolü ele alınmııtır. Arap âleminde Câbir b. Zeyd hakkında çok az sayıda müstakil çalışmalar vardır. Ülkemizde ise doğrudan Câbir b. Zeyd‘i konu alan müstakil bir çalışma yoktur. Tezimizin amacı Câbir b. Zeyd‘in hayatı, ilmi kişiliği ve fırka içerisindeki rolünü ortaya koymaktır. Tezimiz giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. “Câbir b. Zeyd” adını taşıyan tezimizin birinci bölümünde, Cabir‘in hayatı ve ilmi kiiiliği ele alındı. Bu bağlamda, Câbir b. Zeydi‗n doğumu, nesebi ve kişisel özellikleri üzerinde duruldu. ilmi şahsiyetini ortaya koyabilmek için, ilmî kişiliği, hocaları, talebeleri ve eserleri hakkında bilgi verildi. ibâzî kaynaklara bakıldığında, Cabir b. Zeyd islam ilimlerinin tek bir alanında mütehassıs bir bilgin olmaktan ziyade tefsir, hadis, fıkıh ve kelam alanlarında temayüz eden çok yönlü bir bilgindir. ibâzî kaynaklara dayanılarak, Cabir b. Zeyd‘in Bedir ehlinden yetmiş kişi ile görüştüğü ve onlardan ders aldığı belirtildi. Bu bölümde İslam'ın erken dönemlerinde telif edilen ilk kaynaklardan sayılan Câbir b. Zeyd‘in Divân adlı eseri ve Divan üzerine yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi. Câbir b. Zeyd‘in ilmi mirasıyla alakalı yapılan çalışmalar araştırıldı. İkinci Bölüm, Câbir b. Zeyd‘in fırka içerisindeki rolüne ayrılmıştır. Bu bölümde öncelikle, Cabir‘in sosyal hayatı ve Emevî idaresiyle olan münasebeti irdelenmiştir. Cabir b. Zeyd‘in İbâziyye ile olan ilişkisi Sünni ve İbâzî kaynaklarda farklı şekilde ele alınmaktadır. Bazı sünni kaynaklar Cabir b. Zeyd‘in İbâziyye ile olan iliikisini inkâr ederken İbâzî kaynaklar onu fırkanın fikri müessisi olarak ele almaktadır. Bu bölümde konuyla ilgili ileri sürülen süpekülasyonlar sünni ve Gbâzî kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir. Cabir b. Zeyd ile ilgili tartışmalarda yeri geldikçe mektuplarına da yer verilmiştir. Sonuç kısmında Cabir b. Zeyd ve onun fırka içindeki rolü hakkında İbâzî ve sünni kaynaklar tarafından verilen bilgilerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler Câbir b. Zeyd, Abdullah b. Gbâz, Gbâzîlik, Ka‘ade, Nehrevân.

  • According to Ibâdiyyah, Rabî' b. Habîb's work titled al-Jâmi' al-Sahîh is of the hadith sources belonging to second century hijri. Rabî is one of the most important muhaddiths of Ibadiyyah. His work is also the most acknowledged hadith source in this sect and even it has become famous as the most authentic religious text after the Holy Quran. However, among the other Islamic sects except Ibâdîs, the work is almost unknown. This thesis contains the topics such as the history of the work until today, its attribution to the author, the value of its content in terms of sihhah (authentication), the comparison of the work with the other hadith sources in terms of form and text, the reflection of the scientific and intellectual movements of the period on the work and the correctness of the claims of Ibâdîs on the sihhah of the work. In the introduction of this study, information about the importance, method and sources of the thesis as well as about Ibâdiyyah sect in general is provided. In the first section, Rabî 'b. Habîb's biography and scientific personality and in the second one the characteristics of the work in terms of narration are discussed. In the third chapter, the work is analyzed and evaluated in terms of dirayah (cognition). In the conclusion, the findings reached in the thesis are reported. Some of the results of the study are as follows: the attribution of the work to the author is even discussed issue today but the work has an important similarity with other hadith sources in terms of form and content. Most of the narrations in the work are also included in the famous hadith corpus of the second and third centuries. Like the other hadith sources, Rabî''s al-Jâmi' also contains authentic, weak and even fabricated narrations, even if Ibâdîs disagree with that. Al-Jâmi 'of Rabî', used only by Ibadîs until now is worthy to be used as a source in scientific researches even though there are its some significant shortcomings. Key Words: Ibâdiyyah, Hadith, Rabî' b. Habîb, al-Jâmi', Jâbir b. Zayd, Sanad, Matn.

  • Hz. Peygamber’in hadisleri, günümüze hıfz (şifâhi), kitâbet, tedvîn ve tasnîf dediğimiz aşamalardan geçerek gelmiştir. Hicrî ikinci asırdan itibaren hadis edebiyatında tedvîn ve tasnîf döneminin ilk önemli örnekleri ortaya çıkmış ve hadis ilminde altın çağ dediğimiz hicrî üçüncü asırda da farklı tertip ve tasnife sahip birçok hadis külliyatı meydana gelmiştir. Hicrî ikinci asırda telif edilen hadisle ilgili eserler, alanla ilgili ilk örnek olmaları hasebiyle önem arz etmektedir. Maalesef bu dönemde telif edilen eserlerin çoğu, birçok sebepten dolayı günümüze kadar ulaşamamıştır. İbâdîlere göre hicrî ikinci asra ait olup günümüze kadar gelebilen hadis eserlerinden bir tanesi de çalışma konumuz olan Rebî’ b. Habîb’in Müsned’i veya el-Câmiu’s-Sahîh olarak da bilinen eseridir.

  • Hadis tedvin ve tasnif faaliyeti neticesinde özellikle hicri ilk dört asırda hadis edebiyatının en güzel örnek metinleri ortaya çıkmış ve bu eserlerin önemli bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Her ne kadar söz konusu dönemde tam olarak bir mezhepleşme sürecinden söz etmek zor olsa da günümüze kadar gelebilen hadis kaynaklarının ekseriyeti, sünnî mezheplere müntesip âlimlere aittir. Bununla beraber sünnîler kadar olmasa da diğer islamî fırkaların da hadis rivayetiyle ilgilendiğini ve kendilerine ait hadis kaynaklarının oluştuğunu ifade etmek gerekir. Hadis rivayeti faaliyetine katılan ve buna bağlı olarak kendisine ait hadis mecmuaları olan mezheplerden biri de İbâdiyye’dir. Erken dönemden itibaren hadis tedvin ve tasnif faaliyetine katılan İbâdiyye’nin hadisle ilgili bazı eserleri, günümüze kadar gelmemiş veya kaybolmuş olsa Rebî’ b. Habîb’in el-Câmiu’s-sahih adlı eseri günümüze kadar gelebilmiştir. İbâdiyye prensip olarak diğer islamî fırkaların hadis kitaplarını kabul etmekle beraber öncelikli olarak kendi hadis kaynaklarına müracaat etmektedirler. Onlara göre kendi mezhep âlimleri tarafından telif edilen hadis mecmuaları daha sahih ve muteberdir. Bu çalışmamızda erken dönemden itibaren hadis rivayeti ile meşgul olan İbâdiyye’nin ulaşabildiğimiz hadis ve sünnetle alakalı kaynaklarının neler olduğu özellikle kendi kaynakları referans alınarak tespit edilecektir. Ayrıca söz konusu kaynaklar imkân nispetinde rivayet ve dirayet açısından tanıtılacak ve zaman zaman hadis eserleri hakkında gerekli değerlendirmelerde bulunulacaktır.

  • Bu çalışmada, Hâricîliğin günümüze kadar ulaşabilmiş tek kolu olan Îbâziyye mezhebinin önemli imâmlarından kabul edilen Ebû Ubeyde Müslim b. Ebî Kerîme’nin (ö. 145/762) İbâziyye’yi yaymak için gösterdiği çaba, Kuzey Afrika’ya gönderdiği Hameletü’l-İlm (ilim taşıyıcıları) ve oradaki faaliyetleri konusu işlenmiştir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, sınırları, amacı, metodu; Hâricîliğin doğuşu ve fırkalara ayrılışı anlatılmıştır. Birinci bölümde Ebû Ubeyde’nin hayatı, ilmî kişiliği ve oluşturduğu meclisler anlatılmıştır. İkinci bölümde Mağrib ile ilgili genel bir bilgi verilmiş olup Mağrib’e giden Hameletü’l-İlm’in tanıtımı ve Basra’ya gelişleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Hameletü’l- İlm’in Mağrib’de yapmış oldukları siyasi, ilmi ve sosyal faaliyetler anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler Ebû Ubeyde, İbâziyye, Hameletü’l-İlm, Mağrib

  • Bu çalışmada Doğu Arabistan sınırları içerisinde ele aldığımız Umân, Yemâne ve Bahreyn bölgelerinin İslâmiyet'le olan münasebetleri incelenmiştir. Üç bölüm halinde ele alınan tezin ilk bölümü İslâmiyet öncesi döneme, ikinci ve üçüncü bölümleri ise İslâmiyet'in kabulü ve irtidât hadiselerine ayrılmıştır. Sâsânî devletinin denetimi altında olan bu bölgelerin yöneticileri Hz. Peygamber'in davetine olumlu şekilde karşılık vermişler, onlarla birlikte bölge halkından Araplar ve Farslılaların bir kısmı İslâm'ı kabul etmişlerdir. Çeşitli kabilelerden temsilcilerin Hz. Peygamber'le görüşmek üzere Medine'ye geldikleri heyetler yılında da bu bölgelerden heyetler gelmiş ve Müslüman olarak geri dönmüşlerdir. Fakat bu durum çok uzun sürmemiş, Hz. Peygamber'in hayatının son dönemlerinden başlayan isyan ve dinden dönme hadiseleri vuku bulmuştur. Birçok nedeni bulunmakla birlikte, genel olarak siyasî faktörlerin sebep olduğu bu kaos ortamı Hz. Ebû Bekir'in kararlı tutumuyla kontrol altına alınmış ve bu bölgeler tekrar Medine yönetiminin otoritesi bağlanmıştır.

  • Her bir mezhep mensubu, kendi mezhebini hak mezhep kabul eder. Hâricîler de kendilerini, hak yolunu takip edenler olarak görmektedirler. Hâricîlerin tarih sahnesine çıkışları, Hz. Ali döneminde meydana gelen Sıffîn ve Tahkîm olaylarının bir sonucu olarak görülmektedir. Hâricîlerin ilk ortaya çıkışlarıyla ilgili bilgiler, genellikle, diğer mezhep mensupları tarafından telif edilmiş tarih ve makâlât türü eserlerde yer almaktadır. Ancak, ilk döneme ait Hâricî kaynaklara bakıldığında, bu bilgilerden farklı olarak, Hz. Osman ve onun döneminde meydana gelen dinî, siyasî ve sosyal olaylara dikkat çekilmektedir. Aynı şekilde, Hâricîlerin bir fırkası olan İbâdîler de, mezhepsel fikirlerini Hz. Osman döneminde meydana gelen bazı olaylara dayandırmaktadırlar. Bu nedenle Hâricîleri anlamak için, onların Hz. Osman hakkındaki görüşlerini de bilmek gerekmektedir.

  • La cour de ce grand collectionneur est une halte singulière où se mêlent, une fois par semaine, couscous et causeries.

  • This paper examines how the present Omani government interprets the historical Omani rule of East Africa and constructs its national history, through analysis of how history is presented in school social studies textbooks and teachers’ guidelines. There are some features in the description of school textbooks, concerning the historiography of Omani rule of East Africa. First, Said bin Sultan is represented as a hero, and the territory he controlled is described as the “Omani Empire.” Second, Omani rule in East Africa is implicitly justified on the basis that Oman spread Arab-Islamic civilization to East Africa and brought prosperity. Third, the peaceful coexistence with local inhabitants is emphasized. Fourth, description concerning slavery is absent. Lastly, vocabulary is carefully chosen to avoid words that might suggest colonialism. Compared with history books published before 1970, when the nation state of Oman was founded, it is clear that the modern educational system has constructed and spread the idea and name of the Omani Empire, frequently described in a positive way, among Omani citizens. The Omani Empire is described as an ideal that achieved cultural, ethnic, and religious pluralism; its capital, Zanzibar, flourished and connected the globe as a key junction of the Indian Ocean trade. The current Omani government presents the glory of the Omani Empire as a historical acme of which Omanis are to be proud. The government not only spreads the idea as a source of Omani national identity through school textbooks, but also reproduces it through governmental media and academic activity, such as international conferences.

Dernière mise à jour : 10/05/2026 23:00 (UTC)

Explorer

Sujet

Année de publication