Your search

In authors or contributors
  • İbâdiyye, İslâm tarihinde ortaya çıkan ilk mezheplerden olan Hâricîlerin alt fırkalarından biri olarak kabul edilmektedir. İbâdîler; mezheplerinin (kendi ifadeleriyle) teşekkül ettiği İslâm tarihinin erken dönemlerinden itibaren imamlarının, liderlerinin ve İbâdî cemaatinin İslâm’ı doğru anlamak ve yaşamak için büyük gayret sarf ettiklerini ve dönemin siyasi atmosferinden ötürü büyük bedeller ödediklerini kendi kaynaklarında anlatmaktadırlar. Bununla birlikte ilmî faaliyetlerden ve telif çalışmalarından geri kalmadıkları; insanlara İslâm’ı anlatma, tebliğ ve davet faaliyetlerine büyük önem verdikleri de dile getirdikleri hususlardandır. İbâdîler, İslâm’ın usûlu’d-dîn konuları başta olmak üzere birçok meselede ciddi bir ilmî birikim ortaya koymuşlardır. İbâdî âlimler, tarihsel süreç içerisinde ilmî faaliyetler çerçevesinde birçok telif ve kitap kaleme alarak görüşlerinin sistematik hale gelmesini ve nesilden nesile aktarımını sağlamışlardır. Bu fırka müntesipleri, yaşadıkları dönemde münazara ortamlarında konuşulan ve tartışılan meseleler hakkında düşüncelerini ve görüşlerini ifade etmekten geri durmamışlardır. İbâdî âlimlerin ilmî faaliyetlerini incelediğimizde hatırı sayılır bir İbâdî literatürüyle karşılaşmaktayız. Onların fikir beyan ettikleri konulardan biri de rü’yetullah meselesidir. Bu mesele, kelâmî bir konu olarak hicrî ikinci yüzyılda İslâm toplumunun gündemini meşgul etmeye başlamıştır. Rü’yetullah konusu, İbâdî ilim erbaplarınca, sahip oldukları tevhid ve sıfatlar konusundaki düşünceleri bağlamında ele alınmış ve konu hakkındaki ayetlerle Hz. Peygamber’den nakledilen hadisleri de görüşlerini doğrulatma adına yoruma tabi tutmuşlardır. Ayetlerden anlam çıkarma adına Arapça dil kurallarını da göz önünde tutmuşlardır. Çalışmamızda bu hususları dikkate alarak İbâdiyye’nin konuyu ele alma yöntemini, kullandıkları metodu ve yaptıkları değerlendirmeleri inceleyeceğiz. İbâdiyye’nin rü’yetullah konusundaki görüşlerini İbâdî müelliflerin ve âlimlerinin eserleri ekseninde ortaya koymaya çalışacağız. Çalışmamızın sınırlarını dikkate alarak konu hakkında diğer mezheplerin fikirlerine yer vermeyeceğiz.

  • İslâm, kişinin Allah Teâlâ’nın rızasına uygun bir hayat yaşaması için hem bireysel hem de toplumsal yaşamda uyması gereken çeşitli emir ve yasaklar koymuştur. Bu emir ve yasakların varlık sebebi insanoğlunun dünya hayatında kimseye zarar vermeden ve kimseden zarar görmeden bir ömür sürmesi içindir. Bu durumu teminat altına alan ilke ise insanların maslahatı için farz kılınmış olan emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker esasıdır. Bu ilkenin gayesi; İslâm toplumunun Kur’an ve sünnetin ahkâmına uygun erdemli, barış ve sükûn içinde hayatını sürdüren bir ümmet olmasını sağlamaktır. Hicrî birinci yüzyılın sonuna doğru başlayan Müslümanlar arasındaki gruplaşmaların zamanla fırkalaşma hareketine dönmesiyle birçok itikadî ve siyasî mezhep teşekkül etti. Bu mezheplerden biri olan İbâdiyye; İslam ümmeti içerisinde varlığını günümüze kadar devam ettiren itikadî oluşumlardan biridir. İbâdîler, Hâricîlerin günümüzdeki devamı olarak kabul edilmekte ve itidalli fikirlere sahip olmakla nitelendirilmektedirler. İbâdiyye; ilk dönem kurucu liderlerinin imametleri zamanından itibaren fikirlerinin ekolleşmesi ve farklı beldelerde mezhebî görüşlerinin yayılması için davet çalışmalarını sistematik şekilde sürdürdü. İbâdîler, mezhebi görüşleri doğrultusunda bir İslâm toplumu meydana getirme ve devletleşme çalışmalarının istenilen neticeyi getirmesi için tarihsel süreçte çeşitli kurumlar ve nizamlar/sistemler teşekkül ettirdiler. Tüm bu çalışmaların nihaî gayesi insanların yaşamlarında ma‘rûfun artması ve münkerin kademeli olarak azalması ile asr-ı saadet dönemine benzer bir İslâm toplumunu vücuda getirme ülküsüdür. Bireyin değişiminin beraberinde toplumsal dönüşümü getireceği gerçeğini dikkate alan İbâdîler, toplum hayatını tanzim edecek ilkelerin en önemlisi olarak adalet esasını öne çıkardılar. Onlara göre adalet ilkesinin temelini ise emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker esası oluşturmaktadır. İbâdiyye, tarihi süreç içerisinde toplum hayatını tanzim etmede İslam’ın en önemli ilkesi olarak kabul edilen emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker esasının tatbiki için birçok uygulama geliştirdi ve çeşitli pratikler ortaya koydu. Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker ilkesinin her bir Müslümana gücü oranında farz olduğu düşüncesine sahip olan İbâdîlerin bu ilkeyi uygulama adına yaptıkları çalışmalar ve pratikler dindar bir toplum ve dindar bir nesil inşa etmede önemli kilometre taşları olarak kabul edilir. Makalemizde İslâm dünyasının farklı bir coğrafyasında varlığını devam ettiren İbâdî Müslümanların kendi mezhebi görüşlerini yaymada, toplumsal hayatı tanzim etmede ve İslâm’ın hayata hâkim olmasında bu ilkenin pratiğe aktarılması adına yapılan uygulamaları ve işlevlerini ortaya koymaya gayret edeceğiz. Araştırmamızda İbâdî müellif ve âlimlerin eserleri başvuracağımız öncelikli kaynaklarımızdır.

  • İslâm Tarihinde ilk ayrılık hareketi olarak kabul edilen Hâricîler, ortaya çıktıkları ilk zamanlar bütünlüklerini korumuşlardır. Ancak zamanla kendi içlerinde oluşan farklı düşünceler, mezhepleşme sürecine girdikleri dönemde bir taraftan da fırkalara ayrılmalarını neden oldu. Hariciler, yaşanılan bu iftirak sonucu birbirinde farklı düşüncelere sahip fırkalar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Aslında Abdullah b. Zübeyr’e yardım ettikleri tarihten önce de kendi içlerinde farklı düşüncelerin varlığını savunan kişiler bulunmaktaydı. Bu durum beraberinde bir bölünme getirmedi. Belki de kendilerine yönelik olan devlet baskısı ve gittikçe artan şiddet hali, Muhakkime mensubu insanların derin görüş ayrılıklarına savrulmalarına neden oldu. Bir tarafta itidalli davranmayı ve sahip oldukları görüşlerin daha çok insan tarafından kabul edilmesi için davet metoduna önem verenlerin varlığı ile öte tarafta karşılaştıkları devlet şiddetinden dolayı hurûcu zorunlu görenlerin varlığı, Hâricî hareketin fırkalara ayrılması sürecini hızlandırdı. Emevîler döneminde süreklilik arz eden Hâricî isyanları, toplumda infial hali oluşturdu. Ayrıca iman-kebire konuları bağlamında sahip oldukları düşünceler de toplumda kendilerine karşı kızgınlığın artmasına ve nefret duyulmasına sebebiyet verdi. Emevî yönetimine karşı yapılan hurûc girişimlerinin genel olarak başarısızlıkla sonuçlanması ve özellikle öncü kadrolarının yapılan savaşlarda öldürülmesi, sertlik yanlısı olarak kabul edilen Hâricî fırkaların güç kaybetmesini hızlandırdı. Bununla birlikte toplumda Hâricîlere karşı oluşan tepkisel tutumlar kendilerine yeni insanların katılımını engelledi. Zaman içerisinde müntesiplerinin azalması, Hâricîlerin tarih sahnesinden silinme sürecini hızlandırdı. Buna karşılık İbâdiyye, düşünce ve görüşlerinde itidalli davranmasıyla temeyyüz etmiştir. İbâdîler, toplumda kutuplaşmaya neden olacak tutumlardan uzak durmanın gayretiyle öğrenci yetiştirmek ve görüşlerinin toplumun her kesimine ulaşmasının uğraşı içerisinde oldular. Uzak beldelerde davet çalışmalarının başarılı olması ve kurdukları devlet(ler) sayesinde İbâdî düşünce, varlığını devam ettirme imkânına ulaşmıştır. Buna ilaveten ilmî çalışmalar, yetişen âlim şahsiyetler ile mezhebin görüşlerinin anlatıldığı teliflerin ortaya konması da İbâdiyye’nin günümüze ulaşmasında etkili olan faktörler arasındadır. Ezârika, Necedât ve diğer Hâricî fırkaların ömürlerinin kısa olmasına ve günümüze ulaşamamalarına mukabil İbâdiyye, Hâricî düşüncenin itidalleşmesinin somut örneği olarak dile getirilmiştir. Makalemizde Hâricî düşüncede ılımlılaşma çabaları ve İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesi konusunu ele aldık. Bu konuyu incelerken İbâdiyye’yi Hâricî fırkalardan varsayarak hareket ettik. Hâricî düşüncenin tarih sahnesine çıkışı üzerinde kısaca durduktan sonra Hâricî fırkaların belli başlı görüşlerindeki itidal arayışlarını ortaya koymaya gayret gösterdik. Şiddet ve sertlik yanlısı olarak kabul edilen Ezârika ve diğer Hâricî fırkalar ile mutedil görüşlere sahip İbâdiyye’yi kabul ettikleri belli başlı görüşleri çerçevesinde mukayese ettik. Amacımız, İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinde belirleyici olan temel hususları fikirlerin karşılaştırılması noktasında değerlendirmeye tabi tutmaktır. Böylelikle Hâricî düşüncede itidal arayışını ve İbâdîyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinde belirleyici olan etmenlerin tespitini yapmış olduk.

  • İbâdiyye, İslam tarihi içerisinde erken sayılabilecek bir dönemde teşekkül eden ilk İslam mezheplerindendir. Hz. Ali dönemi siyasî olayları sonucu ortaya çıkan Muhakkime-i Ulâ’nın devamı olarak kendilerini nitelendiren İbâdîler, Basra şehrinin politize olmuş ortamında mezhepleşme sürecini devam ettirmişlerdir. Dönemin siyasi olayları ve bu olaylarla nedeniyle tartışılan dini konular İslam toplumunun öncelikli gündem maddelerini başında gelmektedir. İbâdî toplumu da Basra şehrini ve içinde yaşadıkları toplumun siyasi ve dini atmosferi gereği birçok konu hakkında görüş ve eleştiriler ortaya koymuştur. Bu konuların başında Hz. Ali dönemi olayları ve bu olaylar nedeniyle tartışılan dinî meseleler gelmektedir. İbâdiyye, Ehl-i sünnet’e göre Hz. Ali dönemi olaylarını farklı zaviyeden değerlendirmekte ve bazı olaylarda Hz. Ali’nin haklı bazı olaylarda ise haksız olduğunu dile getirmektedir. İslam tarihinde yaşanmış ve kendisinden sonra tarihin akışına yön vermiş olan Hz. Ali dönemi olaylarına dair İbâdîlerin görüş ve eleştirilerini incelemek İbâdiyye mezhebini tanıma ve anlama adına önem kesp etmektedir.

  • Sıffîn savaşı esnasında Muâviye ve Amr b. As’ın Tahkîm’e gitme önerisinin Halife Hz. Ali tarafından kabulü onun ordusunda bölünmeye yol açtı. Bu bölünme neticesinde makâlât türü kaynakların “Havâric” olarak adlandırdığı, İbâdîlerin ise “Muhakkimetü’l-Ûlâ” dedikleri ilk fırkalaşma hareketi başlamış oldu. Hicrî 64/684 yılında Muhakkimetü’l-Ûlâ’nın parçalanması ve sonrasında meydana gelen fırkaların hepsi Mezhepler Tarihçileri tarafından genel bir değerlendirme ile Hâricîliğin alt kolları olarak kabul edildi. Yapılan tanımlamalarda Ezârika, Necedât, Acâride, Sufriyye, Beyhesiyye ve diğer Hâricî fırkalar sertlik yanlısı ve aşırıya kaçanlar olarak vasıflandırıldı. İbâdîler ise Hâricîliğin günümüze kadar yaşayan mutedil fırkası olarak kabul edildi. Bu niteleme ile İbâdiyye Hâricî fırkalardan biri olarak konumlandırılmış oldu. Şiddet taraftarı Hâricî fırkalardan hiçbiri varlığını sürdüremezken İbâdiyye’nin günümüze kadar varlığını devam ettirmesinin temel sebebinin görüşlerindeki itidal olduğu söylenebilir. İbâdiyye’yi Hâricî olmakla itham eden müellifler, çeşitli konulardaki görüşlerinin benzerliğini delil gösterirler. Ancak bu iddialar İbâdîler tarafından kesin bir dille reddedilmektedir. Bu makalede İbâdî müelliflerin doğrudan kendi eserleri ekseninde benzer olduğu iddia edilen görüşler Hâricîlerin temel düşünceleriyle karşılaştırılarak bir sonuca ulaşılmaya çalışılacaktır.

  • Mu‘tezile Kur’an’ın yaratılmış olduğu fikrini ilk kabul eden mezhep olmakla birlikte halku’l-Kur’an’a kâil olan yegâne mezhep değildir. Hâricî bir fırka sayılan ve bedevî kökene dayanan İbâdiyye mezhebi de Kur’an’ın yaratılmış olduğu fikrini benimsemiştir. İbâdiyye mensupları, tevhit esası görüşlerinin bir neticesi olarak, Kur’an’ın yaratılmış olduğunu kabul etmişlerdir. Mezhep içerisinde bu konuda farklı düşünceler dile getirilse de İbâdî âlimlerin kahir ekseriyeti, Kur’an’ın kadîm değil hâdis olduğuna inanmışlardır. Bu çalışma, İslâm tarihinin erken dönemlerinde siyasi malzeme konusu yapılarak politik istismara uğrayan ve Mihne hadisesinin yaşanmasına neden olan halku’l-Kur’an meselesini İbâdiyye perspektifinden irdelemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda meselenin İbâdî âlimler tarafından hangi esaslar çerçevesinde temellendirildiği ve konunun delillendirme yöntemleri çeşitli açılardan ele alınıp incelenecektir.

Last update: 4/28/26, 8:04 AM (UTC)

Explore

Topic

Resource type